MakaleSağlıkTürkçe-1

Madde Bağımlılığı COVID-19’u Tetikliyor

Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Eğitim Görevlisi ve AMATEM Sorumlusu Psikiyatr Doç. Dr. Merih Altıntaş’la bağımlılık ve Covid-19 arasındaki ilişkiyi konuştuk. Doç. Dr. Merih Altıntaş, madde kullanan kişilerin Covid-19 riski ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi, Covid-19’lu bağımlılara uygulanan tedavileri anlattı.
Göksan GÖKTAŞ

Hocam net araştırmalar olmadığını tahmin ediyorum ama duyumlarınız ya da gözlemlerinize göre, Covid-19, bağımlı hastaları tedavi süreçlerinde nasıl etkiliyor? Yoğun madde kullanımına bağlı, nefes ve kalp problemleri etkili oluyor mu?
Madde bağımlısı olan kişilerde ek bir tıbbi hastalık bulunma ihtimalinin genel topluma göre daha fazla olduğunu bilmekteyiz. Bu kişilerin daha kötü sağlık alışkanlıklarına, zayıf bağışıklık sistemine sahip oldukları ve solunum sistemi, kalp damar sistemi gibi birçok tıbbi sorunla sık karşılaştıkları da biliniyor. Bu nedenle bağışıklık sisteminin çok önemli bir rol oynadığı Covid-19 enfeksiyonunu bağımlı kişilerde kontrol altına almak ve tedavi etmek çok daha zor ve karmaşık bir hâl alabiliyor.

MADDE KULLANIMI COVİD-19 RİSKİNİ ARTIRIYOR

Salgından hayatını kaybedenlerin oranında bağımlıların bir dezavantajı olduğu konusunda bilgiler var mı?
Madde kullanımı olan kişilerin pandemi sürecinde hem enfekte olma hem de komplikasyonlarla karşılaşmaları açısından daha duyarlı ve yatkın bir grup olduğu söylenebilir. Kronik akciğer hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar ve beyin damar hastalıkları gibi tanıların Covid-19’a eşlik ettiği durumlarda hastalığın daha ciddi seyrettiğini ve ölüme neden olma olasılığının daha yüksek olduğunu biliyoruz. Bütün bu durumlar yanında alkol ve madde bağımlılarının genel popülasyonla kıyaslandığında fiziksel olarak daha kötü sonuçlar ile karşı karşıya oldukları ve riskli grup içerisinde oldukları biliniyor.
Özellikle kronik alkol kullanımı kişilerde sıklıkla akut solunum sıkıntısına yol açabiliyor. Bu kişilerin bağışıklık sisteminin de zayıflamış olduğu göz önüne alındığında, Covid-19 tanısı aldıklarında tablonun daha komplike olacağı öngörülebilir. Kalp hastalıkları Covid-19’a bağlı ölüm riskini artıran faktörlerdendir. Yine yoğun alkol kullanımı olan kişilerin kalple ilgili sorunlara sahip olma olasılıkları yüksektir ve bu da durum mevcut Covid-19 tablosunu daha riskli bir hale sokabilir.

Salgın döneminde esrar kullanımı da solunum yolu hastalıkları riskini arttırması açısından tehlikelidir. Uyarıcı maddelerin kullanılması kişilerde kalp damar hastalıkları için bir risk oluşturur ve pandemide bunların kullanılıyor olması Covid-19 enfeksiyonundan ölümlerin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Alkol ve madde kullanımı olan birçok kişinin sigara da kullandığı göz önünde bulundurulduğunda, bu riskin daha da artacağı düşünülebilir. Bunun yanında alkol bağımlısı bazı kişilerin, pandeminin yarattığı ekonomik zorluklar nedeniyle ya da kısıtlamalardan ötürü alkole ulaşmakta zorluk çektikleri, bu nedenle ev yapımı alkol tükettikleri gözlenmiştir. Bu durum alkol zehirlenmesine ve bunu izleyen ciddi tablolara ve ölümlere yol açması bakımından salgında bir başka tehlikeyi de oluşturmuştur.

STRES VE BAĞIMLILIKLAR ARASINDA İLİŞKİ VAR

Salgın bağımlıların ruh halini nasıl etkiledi? Bu soruyu kaygı bozukluğu, bağımlılık tedavisi süreçleri ve bununla bağlantılı farklı açılardan cevaplayabilir mısınız?
Madde kullanan kişilerde salgın sırasındaki stresin relapsı (geçmişte olan rahatsızlıktan tekrar etkilenilmesi durumu) artırdığı, relapsın da stresi artırdığı şeklindeki karşılıklı etkileşimi sık gözlemledik. Endişe ve belirsizlik durumu, yalnızlık duygusu, bazı kayıplar nedeniyle üzüntü duyma bu dönemde dikkat çeken durumlardır. Bazen kişiler bunlarla başa çıkabilmek için bazı sağlıksız stratejiler kullanabiliyorlar. Stresli yaşam olayları ve beyin stres sistemleri arasındaki ilişki bağımlılıkta önemli rol oynuyor.

Madde kullanım bozukluğu olan ve yoksunluk yaşayan kişilerin, olumsuz duygulara sahip olma olasılığının yüksek olduğunu ve başa çıkma mekanizması olarak da daha önceki davranış kalıplarına örneğin madde kullanımına dönmeye meyilli olduklarını biliyoruz. Pandemi döneminde bazı kişilerde alkol ve madde kullanımı yoluyla kaygı ve uykusuzluk gibi yakınmaların giderilmeye çalışıldığını bunun da nüksler ile sonuçlandığını gözlemledik.

Bunun yanında alkol bağımlığı olan kişilerin alkolü kesme tedavilerinin doktor kontrolü altında yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde alkolün ani bırakıldığı durumlarda alkol yoksunluğu ve deliryum denilen bazı ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Pandemide uygulanan kısıtlamalar ve izolasyon dönemlerinde alkol bağımlılığı olan kişiler alkole ulaşmakta zorluk çektiler ve sözü edilen bu riskli durumlar ile karşı karşıya kalan hastalar oldu. Bazı kişiler de salgın döneminde ağırlıklı olarak Covid-19 ile mücadele etmeye çalışan sağlık sistemi içinde sağlık kuruluşlarına başvurmaktan kaçındıkları için benzer bazı sorunlar yaşadılar.

SALGININ KISA VE UZUN VADELİ SONUÇLARI NELER?

Madde kullanımının salgın döneminde düştüğü ya da arttığıyla ilgili veriler ya da gözlemleriniz var mı?
Bununla ilgili net ve tek bir şey söylemek şu dönem için çok mümkün değil; fakat salgının bağımlılık üzerine olan etkisini değerlendirirken salgının hangi döneminin ele alındığı önemlidir. Örneğin akut dönemlerde, kriz sırasında mali sorunlar, maddeye ulaşmakla ilgili sıkıntılar, yoksunluk ve benzeri durumlar olabilir. Bunun yanında krizden aylar hatta yıllar sonra yani uzun dönemde ortaya çıkan sonuçlar ayrı olarak değerlendirilmelidir. Pandemide alkol teminin zor olduğu durumlarda alkol kullanımında bir azalma izlenmektedir fakat kişilerin alkolü stoklaması durumunda bunun tersine dönebildiği ve alkol kullanımın daha da artabildiği gözlenmiştir. Bazı yayınlara göre örneğin Avustralya’da pandemide alkol ruhsatı olan yerlerin kapatıldığı dönemde ve sosyal mesafe önlemlerinin özellikle gençlerde zararlı alkol tüketimini azalttığını göstermiştir. Pandemi sürecinde bazı ülkelerde esrar tüketimin arttığı ve bu artışın sebebinin kısıtlamalar öncesi bu kişilerin esrarı stoklaması şeklinde açıklanmaktadır.  Kokain ve ekstazi kullanımında görülen azalmanın ise kapanma ve kısıtlamalar nedeniyle kişilerin bu tür maddeleri sıklıkla kullandıkları eğlence mekanları, partiler gibi topluluklardan uzak kalmaları olabileceği düşünülmektedir. Madde kullanımı olan bazı kişilerde sosyal izolasyonun, evde zaman geçirmenin, aile ile beraber olmak gibi olumlu durumların madde kullanımını azaltmış olabileceği yönünde farklı görüşler de var.

MADDE KULLANIMI DAHA FAZLA TRAVMAYA NEDEN OLUYOR

Salgın bağımlılığa eşlik eden psikolojik rahatsızlıklar ya da şikayetleri nasıl etkiledi ve etkiliyor?
Bazı kişiler maddeyi bir savunma mekanizması gibi kullanmak istese de madde kullanımı kişileri travmaya daha çok maruz bırakan bir durumdur. Kitlesel travmalarda da yaşanan stres ile baş edebilmek için daha fazla alkol ve madde kullanımı olabilmektedir. Bağımlı kişilerin pandemi döneminde stresle başa çıkabilmek, sıkıntıyı yatıştırmak ya da zaman geçirmek için sigara, alkol ve madde kullanımını artırabildikleri gözlendi. Pandeminin belirsizliği ve stres yaratan yönü ile beraber aynı zamanda uygulanan bazı kısıtlayıcı yöntemler kişilerin yaşam tarzlarında önemli değişikliklere neden oldu. Pandemi beraberinde sosyal ve ekonomik birçok sıkıntıyı da getirdi. İnsanlarda panik, fobi, uyku bozuklukları, hastalık kaygısı gibi durumlar ortaya çıktı. Bunun yanında pandemi ile beraber davranışsal bağımlılıklarda da bir artış olacağı öngörülmektedir.

Bağımlılarda en sık gördüğünüz eşlik eden psikolojik rahatsızlık hangisi?
Bağımlılığı olan kişilere diğer fiziksel ve mental hastalıkların sıklıkla eşlik ettiğini biliyoruz. Bağımlı kişilerin yüzde 50-70’inde mental hastalıkların eşzamanlı olarak bulunduğunu, mental hastalığı olanların ise yüzde 20-50’sine de bağımlılığın eşlik ettiğini bilgisine sahibiz. Pandemide geçen aylar içinde hastalığın kendisi, karantinalar, tedavi süreçleri, kayıplar, ekonomik güçlükler, yaşam tarzında değişiklikler toplum genelinde stresle ilişkili ruhsal belirti ve bozuklukların yaygınlığını artırdı. Pandemi döneminde bağımlılığı olan kişilerde, öfke kontrolünde zorluk, gerginlik, yoğun kaygı hali, uyku bozuklukları, depresif bozukluk, panik bozukluk sıklıkla karşılaştığımız tablolar arasında sayılabilir.

TEDAVİDE YAŞANAN ZORLUKLAR

Salgın döneminde bağımlılık tedavisinde ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz? Tedavi süreçleri ve hastane yatışları nasıl ilerliyor?
Bağımlı hastalara hizmet veren kurumlar hastalar arasında da güvenli sosyal mesafeyi sağlamak için gerekli önlemleri aldı. Özellikle yataklı tedavi hizmeti veren kurumlarda pandemi döneminde hastalara izolasyon kuralları uygulandı ve oda düzenleri buna göre sağlandı. Odalarda daha az hastanın kalması gerekliliği, aynı anda hizmet alan bağımlı hasta sayısının azalmasına sebep oldu. Bazı kurumlarda ise özellikle salgının başlarında, elektif müdahaleler ve acil olmayan durumlar dışında hasta yatışları ertelenmek zorunda kaldı. Bu da yataklı servislerden hizmet almak isteyen bazı hastaların yatışlarını geciktirdi. Bazı kliniklerin pandemi kliniği şeklinde çalışması gerektiği dönemlerde de yatarak tedavi hizmetleri gerçekleşemedi.

Salgın döneminde polikliniğe başvuran bağımlı hasta sayılarımızda, pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda belirgin bir azalma olduğunu gözlemledik. Bu azalma bağımlı hasta sayısında bir azalma olduğu şeklinde değil, hastalarımızın tedaviye ulaşmaktan kaçınmaları şeklinde yorumlanabilir. Bunun yanında Covid-19 pandemisi ve getirdiği sosyal mesafe önlemleri, madde kullanım bozukluğu olan kişilerin tedavisinde önemli olan grup psikoeğitimleri ve grup terapilerine ara verilmesini gerektirdi. Adsız alkolikler ve adsız narkotikler gibi yüz yüze ve karşılıklı yardım gruplarına fiziksel erişim de bir süre engellenmek durumunda kaldı.

Bağımlıların Covid-19 tedavisinde psikiyatrik ilaç kullanımı ve Covid-19 tedavisi için gerekli ilaçların kullanımı konusunda enfeksiyon uzmanlarıyla aranızda nasıl bir iş birliği sağlıyorsunuz?
Covid tanısı alan bağımlı hastalarımız, bağımlılıkla ilgili standart tedavinin yanında Covid-19 enfeksiyonuna yönelik tedavilerini alırken, tedavi multidisipliner bir yaklaşımla planlanıyor. Genellikle enfeksiyon hastalıkları, göğüs hastalıkları uzmanları ile durumu değerlendirip tedaviyi bireye yönelik biçimlendiriyoruz. Bu arada yayınlanan ve sürekli yenilenen tedavi kılavuzlarını da yakından takip ediyoruz. Dönem olarak çok dinamik bir süreç yaşıyoruz. Bilgi akışı kısa süreler içinde yenilenebiliyor. Tüm bunları takip ediyoruz.

PANDEMİ NELER ÖĞRETTİ?

Size göre bağımlılıklarla çalışan sağlık profesyenelleri pandemiden neler öğrendi?
Bağımlı hastalarımızı tedavi sistemi içinde tutabilmek, ekip desteğinin sürekliliğini ve güvenini hissettirebilmek önemlidir. Bu nedenle pandemide iletişimimizi devam ettirebilmek için alternatif yöntemleri deneyimledik. Örneğin, telefonla veya online yapılan bağımlılık danışmanlık hizmetlerinin bu dönemde güvenli ve etkin olarak kullanılabileceğini gördük. Bu bizim için de önemliydi çünkü bu, pandemi sonrasında da takip ve tedavi planlamalarımız için dikkate alınması gereken bir deneyim oldu. Pandemi döneminde bazı kurumlar telefon ile ya da online olarak bu faaliyetlerini sürdürmeye devam ettiler. YEDAM da bu şekilde çok yararlı bir hizmet verdi. Böyle dönemlerde bağımlıların hizmete ulaşımı için acil ruh sağlığı yardım hatları ve danışmanlığın önemli olduğunu gözlemledik.

Pandemi gibi bireyi ve toplumu etkileyen travmatik süreçlerde, mevcut bağımlılıkların şiddetlenebileceğini, yeni bağımlılıkların başlayabileceğini ve özellikle davranışsal bağımlılıkların ortaya çıkabileceğini fark ettik. Evde bolca zaman geçirme ve izolasyon dönemlerinin alkol ve maddeyi bırakmak için bir fırsat olarak değerlendirilebileceğini, fakat bunu sağlamaya çalışırken bir yandan da internet, sosyal medya, oyun ve kumar bağımlılığı riskleri konusunda da dikkatli olunması gerektiğini gözlemlemiş olduk.

Covid-19 pandemisi, bu mücadeleyi sadece bir enfeksiyonla mücadele olarak ele almamamız gerektiği ve bağımlılık alanında çalışanlar olarak hastalarımız için şartlar değiştiğinde, günlük girişimlerimizin ötesinde geleceğe yönelik planlamalar yapmamız gerektiği konusunda bizlere bir bakış açısı kazandırdı diyebiliriz.

DOÇ.DR. MERİH ALTINTAŞ KİMDİR?

Samsun Anadolu Lisesini bitirdi.19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamladı. 2013 yılında aynı hastanede başasistan olarak çalışmaya hak kazandı. Psikoz servislerinde ve AMATEM kliniğinde görev yaptı. Türkiye’de ayakta tedavi ve rehabilitasyon modeli için bir ilk uygulama olan BADEM (Bağımlılık Ayakta Tedavi Danışma ve Eğitim Merkezi) Kurucusu ve Sorumlusu olarak çalıştı. Yine ülkemizde bir pilot uygulama olan DAN-TE (Danışma ve Tedavi Merkezi) kuruluşunda ve uygulamalarında sorumlu olarak görev aldı. Erenköy Bilimsel Araştırma Merkezi Sekreterliği yaptı. 2013 yılında Türkiye Psikiyatri Derneği Bilimsel Araştırma Ödülünü aldı. 2018 yılında psikiyatri doçenti olmaya hak kazandı. Doç. Dr. Altıntaş, Yeşilay TBM Kumar Modülü Proje Koordinatörüdür. Bağımlılıkla ilgili farklı projelerde danışmanlık yapmaktadır. 2020 yılında Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Psikiyatri Kliniğinin Kurucu Eğitim Sorumlusu olarak görev aldı. Alkol ve madde kullanım bozuklukları, davranışsal bağımlılıklar, aile ve çift terapileri, sosyal psikiyatri ve EMDR ilgi alanlarıdır. Halen Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde eğitim görevlisi ve AMATEM Sorumlusu olarak görev yapmaktadır. Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şube Başkanıdır. İyi derecede İngilizce bilen Doç. Dr. Altıntaş, evli ve bir çocuk annesidir.

Ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"