MakaleSağlıkTürkçe-1

Travma Öncesi ve Sonrası Covid-19

Geçen hafta Londra merkezli bir yayın dikkatimi çekti. Büyük bir travma merkezinin çalışmasında Covid-19 öncesi ve şimdiki durum karşılaştırılıyordu. Özetle; travma  başvurularının yarı yarıya azaldığı, izole uzuv yaralanmalarının %19azaldığı, cerrahi uygulamalarında üçte bir oranında azaldığı belirtilirken, kalça kırığı vakalarındaki %11 lik oran düşündürücüydü. Anestezik uygulamalarda  da bir değişiklik olmuş, aerosol  formdaki anestezik kullanımda dikkat çekici bir azalma tesbit edilmişti.

               Aslında, Türkiye’de çok benzer olmasa da yakın bir tablo duruyor önümüzde. Ortopedi ve Tramvatoloji kliniklerinde yatan hasta sayısı “sadece zorunlu cerrahi kırıkların yatırılması” nedeniyle azaldı. Kamuda neredeyse ortopedi servislerinin çoğu Covid servisine dönüştürüldü. Elektif vakaların (artroz gibi) yapılmaması nedeniyle ameliyat sayısı yarı yarıya düştü. Acile başvurular neredeyse %70-80 azaldı. Kısıtlamalara bağlı olarak iş kazaları ve trafik kazalarının da oldukça  azaldığını söylemek gerekir.

               Peki ne arttı?

               Osteoporoza  bağlı kırıklar, kendi kendini tedavi etmeler ve gelişigüzel ağrı kesici kullanımı maalesef çok arttı.

               Osteoporoz (kemik erimesi) ileri yaş hastalığı olarak bilinse de hareketsiz (yukarıdan aşağıya – aksiel – yükün alınmadığı) hayat tarzının da bir sonucudur. Kemiklerin yapım için uyarılması, bunun içinde yük alması gerekir. Yani yürümeniz veya ağırlık çalışmanız. Osteoporoz riski yüksek olan yaşlılarımız Covid döneminde gelen yasaklamalar ve korunma arzusuyla maalesef iyice hareketsizleşti. Mevsim şartları gereği güneşin de yetersizliğini hesaba katarsak D vitamininden de yoksun kalan kemikler iyice zayıflamaya, erimeye başladı. Ve bütün bunların sonucunda şu anda ortopedi ve travmatoloji kliniklerinin yarısı osteoprotik kırıklarla dolu. Özellikle kalça, el bileği ve omurga kırıkları ön planda. Kalsiyumdan zengin beslenme, D vitamin seviyesi ölçümü sonrası takviye ve olmazsa olmaz yürüyüş – hareketlilik şart.

               Halk arasında kireçlenme olarak adlandırılan artroz vakalarının durumuna gelince… Artroz; kıkırdak dokuların harabiyeti sonucu meydana gelen sertlik-şişlik-hareket kısıtlığı ve ağrıyla seyreden bir durum. Kıkırdak vücudumuzda kan damarı içermeyen ve beslenmesini kan yoluyla yapmayan tek yapı vücudumuzda beslenmesi, kendini koruması ve onarması için eklemin hareket etmesi ve piston düzeneği şeklinde eklem sıvısından alacaklarını alıp, vereceklerini de vermesi gerekiyor.  Yani eklem suyunun basıncıyla kıkırdak dokunun beslenmesi için gerekli maddeler içeri giriyor ve atıklar dışarı atılıyor. Covid döneminde hareketsizliğin maalesef ciddi boyutlara ulaşması tüm kireçlenme vakalarının sayısını, ağrısını, şiddetini de arttırdı. Evden çıkamayan insanlar kendi kendini tedavi etmeye çalışıyor.  Bu tedavide en büyük yanlış, gelişi güzel ağrı kesici kullanmak.  Maalesef geçici olarak uyuşturmaktan başka “kireçlenmede” başka bir işe yaramayan bu ilaçların çok ciddi yan etkileri vardır.  Karaciğer ve mide düşmanı olabilecekleri gibi, kalp krizine, felçlere ve tansiyon yükselmesine sebep olur. O halde yapılacak ilk doğru hamle bunları hayatımızdan çıkarmak. Benim önerim öncelikle ağrınızı buz kompresle kontrol altına almaya çalışmak. Günlük basit “yatakta – otururken – ayakta yapabileceğiniz” dozda hareketle de eklemin esnekliğine, dengesine, kuvvetine olumlu katkı sağlamanız. Mesela sırt üstü yatarken bisiklet çevirir gibi yatakta dizlerinizi hareket ettiriniz. Bacağı düz bir şekilde tutup kasları sıkıp – bırakmak veya düz olarak kaldırıp bekletmek yine basit ama çok faydalı egzersizler. Krem – sprey şeklinde uygulayabileceğiniz zararsız ürünlerle de masaj yapabilirsiniz. Kronik yani uzun süreden beri var olan rahatsızlıklarınız, ağrılarınız içinse (özellikle bel boyun) sıcak kompres uygulaması deneyebilirsiniz.

Ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"