ÇevreMakaleTürkçe-1

EGE VE AKDENİZ ADALARI – YENİ DENGE GEREKLİ Mİ?

Ege ve Akdeniz’deki adaların Türkiye’den adeta koparılarak alınmıştır.Bunun mutlaka değişmesi  gerekir. Bugünkü şekliyle Türkiye  adalarla bir tehlike çemberi içine alınmış durumdadır. Türkiye bu tehlike çemberini mutlaka kırmak ve adaletli,taraflarca kabuledilebilir  hakça bir çözüm getirmek zorundadır.

Ege denizi 214.000 km2 lik bir alana sahiptir. Bu denizin en önemli özelliklerinden birisi de Çanakkale Boğazı ile Marmara denizine, oradan da İstanbul Boğazı ile Karadeniz’e açılmasıdır.

Ege denizi Anadolu yarımadası ile Yunanistan yarımadası arasında bulunan irili ufaklı 3000 kadar ada ve ada görünümündeki kara parçalarını içine alan yarı kapalı bir denizdir.

Ege denizindeki adaların özellikle Türkiye açısından da çok önemli stratejik özellikleri vardır. Çanakkale Boğazı önündeki Bozcaada, Tavşan adaları, Gökçeada ve Limni, Çanakkale Boğazı’nın savunmasında büyük rol oynarlar ve boğaza ulaşan deniz yollarını kontrol ederler. Midilli, Sakız, Sisam ve İkaria adaları, Anadolu’ya açılan yerlerin tam karşılarındadır. Anadolu’nun savunulmasında ileri karakol durumundadırlar.  Anadolu’ya taarruzlarda basamak tahtası rolü oynarlar. Semadirek ve Taşoz adaları, Doğu Makedonya ve Batı Trakya’ya giriş ve ilerleme istikametlerindedirler. Bölgeyi kontrol eder bir konumdadırlar.

Oniki Ada grubuna ait adalar ise Ege denizinde kuzey-güney istikametindeki bütün deniz yollarını kontrol ederler. Oniki Ada grubu düşmanca yaklaşım olursa Anadolu’nun güneyini tehdit eder ve doğu istikametinde bir taarruzda askeri üs rolü oynar.

Osmanlı Devleti döneminde bu adaların tamamı Türklerdeydi. Ama 1821 isyanı sonrası Yunanistan 1827 yılında ortaya çıkınca Yunan ana karasına yakın adalar Yunanistana verilerek Ege’de bir denge sağlandı. Ama daha sonra Yunanistan Balkan harbinde Ege adalarının çok büyük bir kısmının sahibi oldu. Bu da Türklerin ve Türkiye’nin aleyhine çok haksız bir durum yarattı.

Ege ve Akdeniz’de Türkiye’nin neredeyse bitişiğinde olan adalar 1912-1913 Balkan Sacaşı sonunda Türkiye’den koparılmış ve Yunanistan’a verilmiştir. Onikiada da İtalya II. Dünya savaşında yenilince İtalya’dan alınmış, Yunanistan’a verilmiştir. Bugün Ege’deki bu adalardan  4 ada ve bir kaç kayalık vardır.

Girit adası bile hukuki olarak tartışılır durumdadır. Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir. 

Sırbistan ve Karadağ da, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik haklarından fiili olarak feragat etmişlerdir. Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olarak Türk toprağı olmuştur.

Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olmalıdır diyen aydınlarımız az değildir.. 

Ege adalarıyla ilgili 13-14 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ile Yunanistan’a Kuzey Ege Adalarının sadece kullanma hakkı verilmiş, egemenliği devredilmemiştir. Altı Büyük Devlet Kararı da, 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi ile teyit edilmiştir. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13. maddelerine göre; Taşoz, Semadirek, Limni, Bozbaba, Midilli, İpsara, Sakız, Sisam ve Ahikerya adalarının mülkiyeti ve egemenliği ile adaların karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölgeleri ve hava sahası hukuken Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir. Kuzey Ege’de bulunan  9 adanın Türk egemenliğinde olduğu, Yunanistan’a anılan adaların sadece kullanım hakkı verildiği  yine Türkiye’de aydınlar tarafından 2 yıldır sürekli olarak gündeme getirilmektedir.

Oniki ada da hukuksuz bir şekilde Yunanistan’a verilmiştir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre (Madde 39, 9, 40 ve 35), çok taraflı antlaşma hükümlerinin değiştirilmesinde temel kural, antlaşma hükümlerinin oybirliği ile değiştirilmesidir. Oybirliği sağlanamazsa antlaşmanın üçte iki oy çokluğu ile değiştirilebileceği de kabul görmektedir(1945 Birleşmiş Milletler Antlaşması Md.108). Oysa Türkiye ile birliktr toplam 8 devletin taraf olduğu 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi, Lozan’a taraf olan 5 devletin, yani İngiltere, Fransa, Yunanistan, Yugoslavya ve İtalya’nın, ve Lozan’a taraf olmayan 16 devletin katılımı ile 1947 yılında değiştirilerek Paris Antlaşması imzalanmıştır. Yapılan değişiklikle Oniki Adanın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verilmiştir.  Oybirliği veya üçte iki nitelikli oy çokluğu olmadan yapılan bu değişiklik, sözleşme ve antlaşmalara aykırıdır. Bu yüzden de meşru değildir. Hukuken geçerli değildir. Böyle olunca da Yunanistan’ın uluslararası hukuk kurallarına gore Oniki Ada üzerinde egemenlik hakkı yoktur.

Ayrıca Türkiye, 1947 Paris Antlaşmasına taraf olmadığından 3. devlet konumundadır. Paris Antlaşmasının Türkiye açısından hiç bir bağlayıcılığı yoktur.

Biz denizci değiliz. Denizcilikle ilgili derinlemesine hukuk ve mühendislik bilgilerimiz de yok. Bir tarihçi olarak okuduğumuz ve yaşadığımız olaylardan hareketle Ege ve Akdeniz’de uluslararası hukuka uygun yeni bir dengenin gerekli olduğunu görüyor ve söylüyoruz. Bu yeni dengenin ancak uzlaşmayla ve mutlaka görüşmeler yoluyla olması gerektiğini de belirtiyoruz. Nasıl yapılır, nereleri olur, neden bunlar gibi sorulara bilimsel cevapları belki tatmin edici olarak veremem. Ama hukuk açısından, adaların ana karamıza yakınlığından ve bu yakınlığın ortaya çıkardığı sorunlardan hareketle yeni bir denge için aşağıdaki önerilerimi, adaların tarihini de dikkate alarak yapmakta hem ülkemiz hem de Yunanistan için yarar görüyorum.

Osmanlı Devleti döneminde bu adaların tamamı Türklerdeydi. Ama 1821 isyanı sonrası Yunanistan 1827 yılında ortaya çıkınca Yunan ana karasına yakın adalar Yunanistan’a verilerek Ege’de bir denge sağlandı. Ama daha sonra Yunanistan Balkan harbinde Ege adalarının çok büyük bir kısmının sahibi oldu. Bu da Türklerin ve Türkiye’nin aleyhine çok haksız bir durum yarattı. Maalesef Lozan Antlaşması da bu durumu değiştirmedi. Ancak adaların silahsızlandırılması gibi kontrolü ve sağlanması zor bir kuralla denge sağlamaya çalıştı.

Bugün o denge Ege ve Akdeniz’de yok. Bunun için de bizce Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam, Limni, Oniki Ada gibi adaların yeniden taraflarca ele alınması,  hukuk ve adalet çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Bu dengesizlik çok ciddi bir savaş tehlikesidir. Bunun mutlaka önlenmesi lazım. Bunun önlenmesi de Ege ve Akdeniz’de yeniden adalar konusunda anlaşarak yapılacak görüşmelerle bir uzlaşmaya, bir dengeye varmaktır. Böyle bir uzlaşma Ege ve Akdeniz’de adalarla çembere alınmış, adeta hapsedilmiş Türkiye için şarttır.

Ege ve Akdeniz’deki bazı adaların bölgede barış ve huzurun kalıcı ve sürdürülebilir olması açısından mutlaka Ege ve Akdeniz’de yeni bir denge yaratılmalı ve ortaya çıkan dengesizlik giderilmelidir. Ege ve Akdeniz’de adalar konusunda yeni bir dengenin acil olarak tesis edilmesi gerekliliği ve Rumların (Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi) bir an önce tavırlarını değiştirmelerine bağlıdır. Doğu Akdeniz’de barışçı, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm ancak; kıta sahanlığı, münhasır ekonomik alan, deniz yetki alanlarının bütün ilgili ülkeler arasındave yine bütün tarafların hak ve çıkarlarını gözeterek yapılacak düzenlemelerle olabilir. Siyasi ve askeri güce dayalı zorlama ve dayatmalar bölgeye istikrarsızlık, kaos, ve savaştan başka bir şey getirmez.

Prof.Dr.Cemalettin TAŞKIRAN- Ankara- 13.12.2020.

Ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"