MakaleTürkçe-1

Yerli Aşı Üretimi Bir Rüya mı?

Türkiye’de yerli aşıyı elde etmek için gerekli ön aşamaları başarıyla yürütecek bilim insanı potansiyeli; konu ile ilgili donanıma sahip çok sayıda araştırmacı bulunuyor. Teknoloji ve altyapıyı kısa sürede temin etmek de sorun olmaz. Peki „un, şeker, su varsa neden helva yapamıyoruz?” Çünkü ülkemizde yıllardır bilimsel çalışmalar desteklenmedi. Diyelim ki, yerli aşıda Faz3 çalışmalarının sonlanması, onayın alınması 2021 yılı sonunu buldu. Küresel anlamda kabul görmek, onay almak için „İyi Üretim Uygulamaları“ çizgisinde üretim yapılması, gerekli miktarda aşıyı üretecek tesislerin hazır olması gerekir. Acaba ‘yerli aşı üretimi bir rüya mı?’

Prof. Dr. Selim Badur
Mikrobiyoloji Uzmanı
İstanbul Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

Türkiye’de şu ana kadar açıklanan aşı ve ilaç çalışmalarında 49 farklı kuruluştan 436 araştırmacının görev aldı. Sağlık Bakanlığı’na göre ülkemizde 16 yerli aşı çalışması TÜBİTAK ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından destekleniyor, şu an 7 başarılı aşı projesi var. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman Erganiş’in yürüttüğü „İnaktif Covid-19 Aşısı Geliştirilmesi“ projesi preklinik çalışmaları Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü’nde tamamlandı. İnsan denemelerinde başarılı olunursa 2021 yılının sonundan önce yerli ve milli aşı geliştirilecek.

Un, şeker, su var neden ‘AŞI’ yapamıyoruz?

Türkiye’de „aşı üretimi“, daha doğrusu „son ürün“ olarak aşıyı elde etmek için gerekli ön aşamaları başarı ile yürütecek bilim insanı potansiyeli; konu ile ilgili donanıma sahip çok sayıda araştırıcı bulunuyor. Teknoloji ve altyapı konusuna gelince, eğer konu bina, araç-gereç ise elbette bunlara ya sahibiz ya da kısa sürede temin etmek sorun olmayacaktır. O zaman konu, „un var, şeker ve su var, neden helva yapamıyoruz“ a geliyor. Bu soruya, bakış açısına bağlı olarak farklı yanıtlar verilebilir; ancak ülkemizde hem siyasi otorite hem de sanayi sektörü için uzun soluklu sağlam yatırımlar yaparak, aşı teknolojisinin kurulması hiçbir zaman öncelikli bir konu olmamıştır.

Ülkemizde bir „bilim politikası“ olduğunu söylemek, az sayıdaki bireysel, çok değerli çabalar dışında „master“ plan ve projelerden bahsetmek mümkün değil. Merkezi otorite hatta toplumun bilim dünyası ile karşılıklı etkileşimi, yıllardır bilimsel çalışmaları destekler nitelikte olmadı. Üniversitelerde atama, yükselme, ödüllendirmeler genel anlamda liyakat esasına göre yapılmamış-yapılmamaktadır.

VLP Aşı ile ilgili önemli adımlar atılıyor…

Ülkemizde pandeminin ilk aylarında çok farklı kurum ve kuruluşların „pandemi aşısı“ hazırlamak için kollarını sıvadı. Farklı hazırlama yöntemleri (platformlar) kullanılarak başlatılan çalışmalardan bir kısmı, üretim aşamalarının erken dönemlerinde ortaya çıkan olumsuzluklar nedeniyle kesintiye uğradı. Bugün için Ege, Boğaziçi, Selçuk, Hacettepe, Orta doğu-Bilkent, Bezmialem, Kocaeli, Erciyes, Ankara, M. Ali Aydınlar Üniversiteleri ile İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ve nihayet Nanografi Şirketi gibi kuruluşlarda farklı yöntemlerle aşı antijenlerini hazırlama çalışmaları sürdürülmektedir. Bazılarında pre-klinik aşamalara bazılarında ise Faz çalışmaları sürecine ulaşılmıştır. 

Bu çalışmalarda: inaktif aşıların yanı sıra peptid, DNA, rekombinant S proteini, vektör, canlı atenüe (Canlı aşılar hastalığa neden olan yaban virüs ya da bakterinin laboratuvar koşullarında zayıflatılmasıyla elde edilir) ve nihayet VLP (Virüs benzeri partikül) aşıları gibi çok farklı yaklaşımlar; bazılarında aşının etkisini güçlendirecek farklı adjuvanlar (aşıların etkinliğini artırmak üzere bakteri ve virüs bileşenleri yanında kullanılan maddeler) ile ilgili araştırmalar sürdürülmektedir. Orta Doğu ve Bilkent Üniversitelerinin ortak yürüttükleri çalışmada VLP’ler üzerinden aşı hazırlanması Faz2 aşamasına gelindi. VLP teknolojisi yapay olarak oluşturulan ancak virüsün genetik maddesini içermeyen viral partiküllerden oluşmakta ve günümüzde Human Papilloma Virus (HPV) aşısı eldesinde kullanılan yöntemdir. Virüs genomuna sahip olmadığı için çoğalmayan, hastalık oluşturmayan VLP’ler güçlü bağışıklık uyarısı yapar. Öte yandan ülkemizdeki çalışmada ekiplerin bu partikülleri 2 farklı adjuvan sistemi eşliğinde uygulayarak daha güçlü bağışıklık uyarısı yapmayı hedefledikleri bilinmektedir.

Yerli aşı için uzun süreç gerekiyor

Eğer her aşama sorunsuz biçimde istendiği gibi giderse yine de Faz3 çalışmalarının sonlanması ve gerekli onay süreleri dikkate alındığında ancak 2021 yılı sonunda sürecin tamamlanacağını söylemek gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. 

Pre-klinik, hayvan deneyleri ve Faz1 için gerekli aşı bağışıklığını sağlayan pilot çalışmalar laboratuvarda gerçekleştirebilir. Ancak binlerce gönüllüye aşı uygulamasını gerektiren Faz 3 aşaması ve özellikle daha sonraki kullanım için gerekli miktarda aşı immünojenini üretmek; kısaca sanayi boyutta üretime geçmek tamamen farklı bir aşamadır. Burada bilim insanları kadar üretim tesislerinin hazır olması gerekir. 

Elde edilecek Faz çalışma sonuçlarının küresel anlamda kabul görmesi; daha sonraki aşamalarda ürünün onay alması için bir dizi kurala uygun üretim yapılması gereklidir. „İyi Üretim Uygulamaları“ (GMP) şeklinde isimlendirilen ve evrensel olarak kabul görmüş koşulların yerine getirilmesi; bu koşullara sahip üretim süreçlerinin doğru biçimde uygulanması gerekir. Sıkı denetim kapsamında, bu kurallara uygun biçimde yapılacak üretimlerin onay alma olasılığı vardır. Bu arada bir pandemi sürecinde malzeme tedariği konusunda bazı sıkıntılar yaşanabileceği gerçeğini unutmamak gerekir.

Yapılması gereken çok iş, atılması gereken çok adım var…

1928’de kurulup 1999’a kadar faaliyet gösteren Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü yeniden açılabilir; ancak eski dönemlerde aşı üretimi yapan bu merkezin, kaldığı yerden üretime geçebileceği anlamına gelmez. Günümüz teknolojileri, denetim kuralları ve üretimde aranan özellikler konusunda ülkemizde yapılması gereken çok iş, atılması gereken çok adım bulunmaktadır. Yerli üretimin gereğine inanan bir kişiyim, ancak bunun kolay olmadığını, „yatırım yaparız, hemen gerçekleştirip, kullanıma sokarız“ yaklaşımının, ciddiyetten uzak, konuyu bilmemekten kaynaklanan bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum.

GLP (İyi Laboratuvar Koşulları) rehberlerinde kayıtlı olan ve istenen koşulların yerine getirilmesi ciddi bir yatırım gerektirir. Yatırımı yapıp, koşullar yerine geldiğinde çalışmalar başlayabilir. Ancak son aşamada istenilen sonuçlar alınamadığında parasal kayıp söz konusu olur. Çok basite indirgediğimin farkındayım, ancak vurgulamak istediğim konu, şimdiye dek bu yaklaşımı hiçbir yönetim ya da sanayicinin benimseyerek uygulamaya koymadığı noktasıdır. 

Büyük miktarda üretim yapacak tesislere ihtiyaç var…

İnaktif aşıların hazırlanmasında bol miktarda virüsü üretmek, çoğaltılmış virüsleri fiziksel ya da kimyasal yöntemler ile öldürmek, kısacası inaktive etmek gerekir. Yani fazla sayıda aşı için bolca virüse ihtiyaç vardır. Büyük miktarlarda virüs üretmek için de sanayi tipi biyoreaktörler gerekir. Çin’de gerçekleştirilen inaktif aşı üretiminde bu durum ile karşılaşılmış; başlangıçta fermantörlerde gerçekleştirilen üretimin talebi karşılamayacağı düşünülerek, üretim için biyoreaktörler devreye sokulmuştur. Ayrıca, Faz3 çalışması ve kitlelere uygulanacak miktarda aşı üretiminin üniversiteler bünyesinde gerçekleştirilmesi söz konusu değildir. Büyük miktarlarda aşıyı hazırlayacak üretim tesisleri devreye girmelidir. 

FDA ve EMA’dan onay alınabilir mi?

Kullanılacak aşıların onay alması içinse GMP olarak tanımlanan „İyi Üretim Uygulamaları“ koşulları sağlanmalıdır. Kullanılacak araç ve gereçten, tutulacak kayıtlara, her aşamada yapılacak farklı kontrol aşamalarından personel kalifikasyonu ve eğitimine dek, çok ayrıntılı taleplerin tek tek karşılanması gerekir.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK)’nda yapılan kontrol testleri; ülkemize gelen biyolojik ürünlerde yapılan standart sterilite, toksisite ve potens testlerini kapsar; yani bu kurumun aşının etkinliğini (Faz çalışmalarından elde edilen bulguları) denetlemesi, yinelemesi söz konusu değildir. Bu nedenle batıdaki FDA ya da EMA kuruluşları gibi yapıların çalışmalarla TİTCK incelemelerini kıyaslamak uygun bir yaklaşım değildir. Bu kurumların incelemelerinde farklı konular irdelenmektedir ve eşdeğer çalışmalar değildir.

Ähnliche Artikel

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"