TÜRK ASKERİNİN KANI VE CANIYLA YAZDIĞI DESTAN: ÇANAKKALE ZAFERİ

Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran

1. Dünya savaşında İngilizler ve onlara katılan Fransızlar Çanakkale’de bir cephe açtılar. 1914 Aralık ayından itibaren, o gün için dünyanın en büyük ve o güne kadar hiç başarısız olmamış İngiliz donanması ve yine dünyanın ikinci büyük donanması olarak değerlendirilen Fransız donanması birlikte Limni ve Bozcaada’da toplanmıştı. Bu o güne kadar dünya harp tarihinde en fazla deniz, hava ve kara savaş malzemelerinin bir araya getirildiği tek savaş ve tek çıkarma harekatıydı.

İngilizler, Fransızlar, hatta bütün dünya Çanakkale boğazının bu büyük armada tarafından kolayca geçileceğini düşünüyordu. İngiltere Deniz Bakanı Churchill Aralık 1914’te bu cephenin açılması görüşmelerinde: “…Donanmamız bir vuruşta Çanakkale boğazını geçecektir. Donanmamızın Topkapı önlerinde görünmesi, bu “Hasta Adamın” ellerini kaldırıp teslim olmasını sağlayacaktır…” diyor ve garanti veriyordu.

Çanakkale o yıllarda “Geçilmez” değildi. Aksine “kolayca geçilebilir” olarak değerlendiriliyordu. Gerçekten de Çanakkale’yi geçilmez yapan Türk askerindeki vatan sevgisi, bağımsız yaşama isteği, vatanını savunma azmi ve kararı ile göğsündeki imanı ve fedakarlığıdır. Bunlar olmasaydı Çanakkale geçilirdi. Hem de kolayca geçilirdi.

1915 Yılı Mart ayında 18 zırhlı ve arkadaki 40 gemiyle Çanakkale boğazına giren “Yenilmez Armada” sabah saat 08.30’dan akşam saat 18.00’e kadar menzilleri 14-15 km’.yi bulan gemilerindeki toplarla inanılmayacak kadar çok mermi harcayarak Çanakkale boğazının iki tarafındaki savunma tabyalarımızı ve topçularımızı susturmaya çalıştılar.

Ama Türkler için Çanakkale Boğazın kilidiydi. Çanakkale İstanbul’un kilidiydi. Çanakkale Anadolu’nun kilidiydi. Bu kilit açılmayacaktı. Çanakkale’yi savunmak İstanbul’u savunmaktı, Anadolu’yu savunmaktı. Bu topraklarda var oluşumuzu savunmaktı. Bunun şuurunda olan subaylarımızdan Anadolu Hamidiye Tabyası Komutanı Hilmi Bey askerlerine şöyle emir veriyordu:

“…Kimse ölü ve yaralılarla uğraşmayacak. Savaşacaksınız. Yanınızdaki şehit olursa üzerinden atlayıp geçin. Yaralanırsa ilgilenmeyin. Bu ben de olsam aynı şeyi yapın. Zira ben de size aynısını yapacağım. Savaşın…Küffarı geçirmeyin…”

Mehmetçik zaten durumu görüyor ve kavrıyordu. Canını dişine taktı, sayı ve teknoloji olarak çok üstün mağrur donanmayı 18 Mart günü geçirmedi. Olağanüstü şartlarda olağanüstü davranışlar yaşanır. Çanakkale’de de yaşandı. Edremit’in Çamlık köyünden Onbaşı Koca Seyyid 276 kiloluk mermileri böylece sırtladı ve Ocean zırhlısını vurdu. Akşam saat 18.00’de emperyalizmin gururu kırılmıştı. Arkasına bile bakmadan boğaza girdikleri gemilerin 3’te 1’ini kaybederek tekrar Limni ve Bozca adaya çekildi.

Bir daha sadece denizden geçmeye cesaret edemediler. 1 ay sonra, 25 Nisan’da hem karadan hem denizden ortak bir amfibi harekata giriştiler. Anadolu tarafında Kumkale’ye, diğer yanda Seddülbahir’e ve Kabatepe – Arıburnu bölgesine asker çıkardılar. Kahraman atalarımız canları pahasına stratejik tepeleri düşman askerlerine kaptırmadılar. Öldüler, öldürdüler, ama gerilemediler. Çanakkale geçilmez dedirten o kahramanlardır. Seddülbahir’de Ertuğrul koyunda Ezine’li Yahya çavuş 67 arkadaşı ile yaklaşık 9.000 düşman askerinin sahile çıkmasına engel oldu. 12 saatten fazla düşmanı karaya çıkarmadı. Ama düşman bu kahraman çavuş ve 67 arkadaşı üzerine 4650 mermi atınca o “şahane erler” şehit oldular.

1915 yılı Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında Seddülbahir’de, Arıburnu’nda ve daha sonra açtıkları Suvla koyunda çok kanlı savaşlar yaşandı. Sonuçta, karadan da geçemediler. İngiliz ve Fransızlar daha fazla kalmanın anlamsız olacağını düşündüler ve 19 Aralık 1915’te Arıburnu’ndan, 9 Ocak 1916’da da Seddülbahir’den çekildiler. Arkalarında 252.000 insan hayatı bırakarak. Çanakkale böyle “Geçilmez” oldu.

Çanakkale’yi geçilmez yapan Mehmetçiğin imanıdır, fedakarlığıdır, kahramanlığıdır. Çanakkale zaferini yazdıran Mehmetçiğin vatan sevgisi ve vatanını savunma azmidir. Buna biz, zaman zaman “Çanakkale Ruhu” zaman zaman da “Millî Mücadele Ruhu” diyoruz.

Bu ruhu bize en iyi Çanakkale Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal anlatıyor:

“…Biz kahramanlık peşinde değiliz. Yalnız size, “Bombasırtı Vak’ası”nı anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafeniz 8 metre… Yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekiler, kurulamamacasına kamilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. Hiç ufak bir fütur bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler, ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale savaşını kazandıran bu yüksek ruhtur…”

Bu ruh, her türlü olumsuzluğa, imkansızlığa rağmen vatanı sevmek ve savunmaktır. Bu ruh kahramanca direnmek ve fedakârca mücadele etmektir. Bu ruh gerektiğinde gözünü kırpmadan hayatını vatanı için feda etmektir.

Çanakkale ruhu vatanı ölümüne savunmaktır. Bu ruh önemlidir. Bu ruhu kaybetmemeliyiz. Bu ruhu kaybedenler gerektiğinde bu vatan için mücadele etmez! Bu ruhu kaybedenler gerektiğinde bu vatan için ölmez! Buldukları ilk fırsatta yurt dışında yaşamayı seçer ve orada kalırlar… Bu ruhu kaybetmemeli, kaybettirmemeliyiz. Askerimizin kahramanlığına, vatan ve milleti için yapacağı fedakarlığına güvenmeli onun itibarını sarsacak davranışlardan kaçınmalıyız. 

Çanakkale muharebeleri, üstün teknolojiye karşı azmin, kararlılığın, vatan sevgisinin ve inancın bir zaferidir.

Zaferin 106. Yılında bize bu zaferi kazandıran şehitlerimizin, gazilerimizin ruhları şad olsun!
11.03.2012.

Die mobile Version verlassen